29 Kasım 1990’da ağır çalışma koşulları, düşük ücretler ve hak kayıplarına karşı sesini duyurmak isteyen yaklaşık 43 bin maden işçisi, aileleriyle birlikte Zonguldak’tan Ankara’ya doğru yola çıkmış, Türkiye’de emek hareketinin en kitlesel direnişlerinden birine imza atmıştı.
“Eli nasırlıların yürüyüşü”
Bölgenin ekonomik omurgasını oluşturan maden ocaklarında çalışan işçiler, o dönemde hem ücret hem çalışma düzeni hem de özelleştirme politikaları nedeniyle büyük bir baskı altında bulunuyordu. Türk-İş’e bağlı Genel Maden-İş Sendikası öncülüğünde başlayan yürüyüş, kısa sürede yalnız işçilerin değil, ailelerin, çocukların ve tüm Zonguldak halkının ortak sesi hâline geldi.
Yürüyüş; Kilimli’den Kozlu’ya, Çatalağzı’ndan Devrek’e kadar geniş bir hatta yüzbinlerin dayanışmasına sahne oldu. Türkiye’nin farklı illerinden emek örgütleri de sürece destek açıklamaları yaptı.
Ankara’ya gidiş, Türkiye’nin gündemine oturdu
Zonguldak’tan başlayan büyük yürüyüş, hükümet tarafından engellenmiş, işçiler Ankara’ya girişlerine izin verilmemesine rağmen kararlılıklarını sürdürmüştü. O günlerin görüntüleri, Türkiye’nin çalışma hayatında bir dönüm noktası olarak hafızalara kazındı.
Yürüyüş; grevler, iş bırakmalar ve kitlesel mitinglerle birleşerek Türkiye’de çalışma hayatı tartışmalarının seyrini değiştiren güçlü bir toplumsal basınç yarattı.
Bugün ne ifade ediyor?
34 yıl sonra Zonguldak’ta hâlâ “maden işçisinin onuru” olarak anılan yürüyüş, sadece ekonomik taleplerin değil, emeğin itibarı ve işçinin insanca yaşam hakkı için verilen mücadelenin sembolü olarak kabul ediliyor.
Kentte sendikalar ve emek örgütleri, 29 Kasım’ın yıldönümünde çeşitli anma etkinlikleri düzenlemeye hazırlanıyor.
“Biz o nasırlı ellerin çocuklarıyız”
Zonguldaklı yurttaşlar ve maden işçilerinin aileleri, sosyal medya paylaşımlarında yürüyüşü hatırlatarak şu vurguyu öne çıkarıyor:
“Bizler, o nasırlı ellerle hayatı ayakta tutan işçilerin çocuklarıyız. 29 Kasım’ı unutmayacağız.”
Yorumlar
Kalan Karakter: