KUNDAKTAKİ KÖMÜR KARASI: KADER Mİ, MİRAS MI?
Zonguldak’ta yağmur sadece gökten yağmaz; bu şehirde yağmur, yerin metrelerce altından sızan terle yıkanmış yüzlerin hüznüne karışır. 1 Mayıs’ta Madenci Anıtı’nda toplanan o kalabalık, sıradan bir kortej değildi. O, yeraltının o zifiri, sıcak ve tekinsiz karnından sağ çıkabilmişlerin, yeryüzünün soğuk gerçekliğine kafa tutuşuydu. İşçi Sefa Yamaç’ın o çarpıcı tespiti gibi: “Yer üstü soğuk, yer altı sıcaktır.” Fakat o sıcaklık, insanın iliklerini ısıtan bir güneş değil, toza, toprağa ve ölüm ihtimaline bulanmış bir cehennem provasıdır.
Ve o kortejin tam kalbinde bir bebek: Asilhan. Üzerinde bedeni kadar küçük ama taşıdığı anlam Zonguldak kadar ağır bir TTK üniforması. Babası Yakupcan Aydın’ın sözleri boğaz düğümlüyor: "Belki onun da kaderinde bu zorlu ama onurlu mesleği sürdürmek vardır."
İşte tam burada, o romantik hüznün perdesini yırtıp atmamız, aklın ve vicdanın süzgecinden geçmemiz gerekiyor. Bir babanın evladına biçtiği bu “onurlu kader”, evet, dünyanın en namuslu ekmeğidir; fakat bir bebeğin geleceğinin yerin yüzlerce metre altındaki karanlığa endekslenmek zorunda kalması, üzerinde uzun uzun düşünülmesi gereken devasa bir çelişki değil midir? Bizler, Asilhan’ın dünyadan bihaber etrafına bakarken, aslında bir çocuğun masumiyetini yeraltının insafsız karanlığıyla şimdiden nasıl eşleştirdiğimizi sorgulamalıyız.
Meslekte 26 yılını deviren Tezcan Öztürk, "Orada herkes birbirine emanet" derken çok haklı. Yeraltında unvan, statü, bireysellik yoktur; tek bir nefes ve o nefesi koruyan kolektif bir ruh vardır. Ancak bu yüce dayanışma, yıllardır ihmal edilen, küçültülen ama asla yok edilemeyen dev bir gerçeği, Türkiye Taşkömürü Kurumu'nu (TTK) işaret ediyor.
Yıllardır konuşulan, üzerine siyasi nutuklar atılan, zaman zaman gözden çıkarılmaya çalışıldığı konuşulan TTK, yıllar sonra da konuşulacak. Dün nasıl konuşulduysa, yarın da öyle. Çünkü bu topraklarda 7'sinden 77'sine umudun adı başka hiçbir harfle yazılamıyor. TTK sadece bir kurum değil; bu şehrin geçmişi, bugünü ve en güçlü geleceğidir. Minik Asilhan'ın üzerindeki o amblem, sadece bir iş kıyafeti değil, bir şehrin varoluş direnişidir.
Ancak bir şartla: Eğer TTK bu şehrin 7'den 77'ye geleceğinin umudu olacaksa; o kurum artık salt ölümlerle, fedakarlıklarla, kaderci teslimiyetlerle değil; aklın, bilimin, insan onuruna yaraşır modern üretimin merkezi olarak anılmak zorundadır. Asilhan büyüdüğünde o madene iniyorsa, bu çaresiz bir "kader" olduğu için değil, vatanına ve insana yaraşır, onurlu ve en önemlisi "güvenli" bir gelecek olduğu için inmelidir.
Aksi takdirde, her 1 Mayıs’ta İstasyon Caddesi'ne yağan yağmur, bu şehrin bitmeyen yasına dökülen gözyaşlarından ibaret kalır. Umudu kömür karası olanların aydınlık yarınları için, TTK yaşatılmalı, büyütülmeli ve o minik tulumların içindeki çocuklara layık bir geleceğe dönüştürülmelidir.